İstanbul'da Gezilecek Yerler-2

ST. ANTOİNE KİLİSESİ
İstanbul’un en büyük kilisesi olmakla birlikte  en geniş Katolik cemaatine de sahip olan St. Antoine Katolik Kilisesi, 1906 yılında İstanbul doğumlu İtalyan Mimar  Giulio Mongeri tarafından yapılmaya başlanmış ve 1912 yılında inşası bitmiştir.
İstiklal Caddesinde meydandan tünele doğru ilerlerken sol tarafta bulunan kilise caddenin biraz içerisinde kalmasına rağmen ihtişamı ile göze çarpmaktadır. 
Giulio Mongeri kiliseyi İtalyan Neogotik tarzında, betonarme olarak inşa ettiği yapısında 20×50 m’lik bir tabanda Latin hacı biçiminde inşa etmiştir. St. Antoine Kilise duvarları belirli yüksekliğe kadar mozaik kaplama ve yapının dış cephe duvarları kırmızı tuğla kaplıdır.
St. Antoine Kilisesinin İstiklal Caddesi girişindeki avlunun önüne 6’şar katlı ve birbirlerine bir geçitle bağlanan iki apartman, kiliseye gelir getirmesi için yapılmış olup adları St. Antoine Apartmanları’dır. Bu apartmanlar aynı zamanda İstiklâl Caddesi’nin de ilk betonarme apartmanlarındandır.
 
 
 
 
 

EMİRGAN KORUSU
Ölmeden Önce görmeniz gereken çiçek tarlaları arasında listeye giren emirgan korusu, türkiyenin ve dünyanın her yerinden ziyaretçi çekmekte. bir nevi cennetten bir bahçe. İstanbul Sarıyer’de Emirgan ve İstinye semtleri arasındaki Boğaz manzaralı kocaman bir yeşil alan olan Emirgan Korusu 47.2 hektarlık bir alan kaplamaktadır.
Emirgan Korusunda 2006 yılından itibaren her yıl Nisan ayında İstanbul’un simgelerinden olan Lale’ler için  Lale Festivali düzenlenmektedir.
Emirgan Korusuna ulaşmak için Avrupa Yakasında Ortaköy Sahilinden Sarıyer istikametine doğru sahil yolunu takip etmeniz yeterli. Emirgan Korusu içerisindeki ünlü Sarı, Beyaz ve Pembe köşkler bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilmekte ve koru içerisindeki güzel manzaralı bir gezi sonrasında güzel bir kahvaltı yapmanız için oldukça uygundur.
 
 
 
 
 
 

EMİNÖNÜ YENİ CAMİ
İstanbul’un en kalabalık yerlerinden biri olan Eminönü meydanında Mısır Çarşısı`nın yanında bulunan Eminönü Yeni Cami, namı diğer Valide Sultan Cami önünden belki de defalarca geçtiğiniz bir yapı. Osmanlı Devleti döneminde yapımı en uzun süren yapı olarak da tarihe geçmiş bir yapıdır.
Külliyenin merkezindeki cami deniz kıyılarındaki sultan camilerinin en görkemlisi olarak İstanbul siluetini tamamlar. Sultan III. Mehmet’in annesi ve Sultan III. Murat’ın eşi Safiye Sultan adına 1597`de Mimar Davud Ağa tarafından yapımına başlanan caminin mimarlığını 1598`den sonra Dalgıç Ahmet Ağa üstlenmiştir.
Yapının başlangıcından bitimine Osmanlı Devleti Tahtından 3. Murat, 3.Mehmet, 1. Ahmet, 1. Mustafa (2 Kez tahta çıktı bu sürede), 2. Osman(Genç Osman), 4. Murat, 1. İbrahim, 4. Mehmet olmak üzere 8 Osmanlı Padişahı geçmiştir.
Külliye bir cami, sıbyan mektebi, sebil, çeşme, hünkar kasrı ve türbeden oluşmaktaydı. Ama sıbyan mektebi günümüze ulaşamamıştır. Sekiz sütun ve dokuz kubbeli son cemaat yeri ikinci kat pencere altlarına kadar çinilerle kaplıdır.
Bugün Eminönü Yeni Cami deniz tarafındaki kapısından baktığınızda karşınızda tüm ihtişamı ile Galata Kulesi ve Köprüsü yer alırken, bugün deniz ile Külliye arasında kalan geniş alan cami temelleri atıldığında tamamen denizle kaplıymış.
Eminönü Yeni Cami ve Külliyesi etrafındaki manzarası, külliye içerisindeki çeşitlilik dolayısıyla turistler ve fotoğrafçılar açısından eşsiz bir yapı olarak İstanbul’un göbeğinde yer almaktadır.  Bu kalabalığın içinde normal vakit namazlarında yaklaşık 1500, Cuma namazlarında ise 7000-8000 kadar bir cemaate ibadet etme şansı vermektedir.
 
 
 
 
 
 
 

MISIR ÇARŞISI
Mısır Çarşısı, İstanbul’da bulunan çok sayıda dükkandan oluşan bir çarşıdır. İstanbul gezilecek yerler listesinin ilk sıralarında yer alan çarşı “L” şeklindedir ve Yeni Camii Külliyesi’nin bir parçası olarak 17. yüzyılda yapılmıştır. Gelirinin bir dönemler hayır kurumlarına aktarıldığı Mısır Çarşısı, “Baharat Çarşısı” adıyla da bilinmektedir. “Mısır Çarşısı” ismi çarşının Mısır kökenli ürünlerden alınan vergiler ile yapılmasından gelir.
Mısır Çarşısı, genel olarak şifalı bitki satan aktarları, baharatçıları, kurutulmuş bitkileri, organik besinleri, kuruyemişçileri yanı sıra çeşitli gıda maddeleri ve şarküterileri bulabileceğiniz sağlıklı bir pazar olarak geçmişten günümüze gelmiştir.
 
Bugün de yerli yabancı binlerce turiste ev sahipliği yapan Mısır Çarşısında daha içeri girdiğinizde baharatların ve şifalı bitkilerin kokusu ile sizi bir başka diyara ve sağlıklı bir dünyaya götürecek. İçerideki kokuların bile verdiği güveni hissedebilmek mümkün.
Kapalı Çarşıya benzeyen ancak daha küçük olan Mısır Çarşısı, Osmanlı Devletinde 34 yıl Valide Sultanlık yapan, Kösem Sultan’ın gelini, 4 yaşında Osmanlı Padişahı olan 4. Mehmed’in validesi Turhan Sultan tarafından 1664 yılında yaptırılan Mısır Çarşısı, Eminönü Yeni ile Çiçek Pazarı arasında yer almaktadır.
İki ana giriş kapısı Eminönü ve Sultanhamam yanı sıra Tahtakale, Mercan, Süpürgeciler gibi yan kapıları ile hayata bağlanmaktadır.
Çarşı esnafı işlerini babadan oğula aktarmaya çalışmakta ve çarşının devamlılığını maddi ve manevi açıdan gözetmektedir.
 
 
 
 
 
 
 

PİERRE LOTİ TEPESİ
Pierrer Loti Tepesi, İstanbul’un Eyüp ilçesinde Haliç'e nazır bir tepedir. Burası, adını 1876 yılında İstanbul'a gelerek buraya yerleşen ve sık sık bu tepedeki bir kıraathaneye gelmesiyle tanınan Fransız roman yazarı ve doğu bilimci Julien Viaud'dan almıştır. 
 
Tepe ve burada bulunan aynı adlı çay bahçesi İstanbul'a gelen turistlerin de sık ziyaret ettiği bir yerdir. Tepenin bulunduğu Eyüp semti, camisi, türbesi, mezarlıkları, doğal güzellikleriyle önemli ve eski bir yerleşim bölgesidir.
 
İstanbul’u bir başka açıdan görmek isteyen tüm seyyahlar için Pierre Loti, mutlaka uğranması gereken bir durak.
Haliç ve İstanbul manzarası eşliğinde sıcak çayınızı yudumlarken Nargile keyfi yapmayı ve Pierre Loti’nin kaleminden çıkan Aziyade’yi yazıldığı yerde okumak bir başka keyif olacaktır.
İstanbul 'un, kuzeyde Haliç, doğuda İstanbul Boğazı ve güneyde Marmara Denizi ile çevrili kısmı günümüzde "Tarihi Yarımada" olarak anılmaktadır. Pieree Loti Tepesi'nden tarihi yarımadayı ve Haliç'i demli bir çay ya da kahve eşliğinde izlemenin keyfini tatmak istiyorsanız mutlaka burayı ziyaret etmelisiniz. 
Pierre Loti Tepesi'ne çıkmak için dar ve dolambaçlı bir yol takip ediyorsunuz. Ulaşımı kolaylaştırmak  için araba yerine çok daha pratik bir sistemi kurulmuş "teleferik". Eyüp Cami alanından teleferiğe binip 2-3 dakika sonra tepeye ulaşıyorsunuz. Teleferiğin olduğu alanda arabanızı park etmek için otopark alanı da var.
 
 
 
 
 
 
 

AYASOFYA CAMİİ MÜZESİ
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiğinde ilk cuma namazını kılmaya layık gördüğü Ayasofya ihtişamı ile tüm dünyanın gözdelerinden biri olarak şanslı İstanbul’un ve tarihi yarımadanın da gözdesidir.
537 yılında tamamlanan ve İmparator Justinianos tarafından yaptırılan Ayasofya 916 yıl Bizans’ta kilise olarak kullanıldıktan sonra Fetih Sultan Mehmet’in İstanbul’u 1453’te fethinden itibaren 482 yıl cami olarak hizmet vermiştir.
Yapı içerisinde H.z. İsa, Meryem Ana, Konstantin, Büyük Meleklerden Cebrail gibi figürler altın, gümüş ve mermer mozaiklerle bezenmiştir. 
Günümüzde Müze olarak hizmet veren Ayasofya Müzesi bahçesi içerisinde birçok pahitaht mensubu ve padişah türbeleri de yer almaktadır. İçerisindeki kapıları, mezar taşları ve Osmanlı döneminde eklenen yapıları ile Ayasofya hala eski ihtişamını koruyor.
 
 
 
 
 
 
 

YEREBATAN SARNICI
Yerebatan Sarnıcı, Bizans döneminde bu çevrede geniş bir sahayı kaplayan, imparatorların ikamet ettiği büyük saray ve bölgedeki diğer sakinler için su deposu olarak kullanılmıştır. Sarnıç 9 metre uzunluğundaki 336 adet sütundan oluşmaktadır. Bu sütunların içerisinde sarnıcı koruyacağına inanılan iki medusa başı sarnıca güzellik katan elementlerden olmuştur.
İstanbul’da bulunan en büyük sarnıç olmakla beraber, mimarisinde Doğu Roma izleri görülür. Gerçek adı Bazilika Sarnıcı’dır. Fakat, sütunların görünüşünden dolayı, halk arasında ”Yerebatan” ismini almıştır.
Günümüzde Yerebatan Sarnıcı çeşitli etkinliklere ev sahipliği yaparken bu etkinlikler büyüleyici atmosfer içerisinde bir başka hayal dünyasına sokuyor ziyaretçileri.
 
 
 
 
 
 
 

FATİH CAMİİ
Fatih Sultan Mehmet Han’ın şehrin ortasına inşa ettirdiği bu cami ve külliyesini örnek bir şehircilik anlayışı ile düzenlediği Fatih Camisini merkez alarak, iki yanında medreseler, bunların önünde bir tarafta aş evi, öteki tarafta hastane, daha ileride bir çarşı ile bir de hamam yer almıştı.
Yapımı 8 yıl süren cami 1470 yılında tamamlanmış olup, 2. Bayezid ve 3. Mustafa zamanlarında yaşanılan depremlerde gördüğü hasar nedeniyle 2 kez yeniden onarılmıştır. Bu onarımlardan sonra cami orijinal görüntüsünden uzaklaşmıştır.
Fatih Sultan Mehmet Han’ın da Türbesi Fatih Cami Külliyesinde yer almaktadır. Büyük cibali yangınında büyük zarar gören türbede sanduka ve türbe binası 1.Abdülhamid tarafından yenilenmiştir. Sanduka yeniden yapılmış ve üzerine de Kabe örtüsü örtülmüştür.
Fatih’in türbesi ile ilgili bir kaç rivayet vardır. 
Fatih’in Türbesi hali hazırda 12 havariden kalan yıkıntıların üzerine yapıldığı için cami külliyesi altında bulunan bir dehlizde Fatih’in asıl mezarının yer aldığı, caminin depremlerdeki yenilenme çalışmaları ve depremlerde toprak kaymaları neticesinde yerinin değişmesi ile bugün ki cami mihrabı altında kaldığı rivayet edilmektedir.
 
 
 
 
 
 
 

TOPKAPI SARAYI
Kadıköy’den vapura binince hemen karşınızda tüm ihtişamı ile Eminönü’ye gidene kadar size eşlik eden  Topkapı Sarayı, 1478 yılında İstanbul’un fatihi Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Topkapı Sarayı konumu, ihtişamı ve mimarisiyle büyüleyici bir yapı. Osmanlı Döneminde birçok padişaha ev sahipliği yapan saray, günümüzde milyonlarca turistin uğrak noktası. Padişahların, Sultanların evi, devletin yönetim ve eğitim merkezidir. Şehzadeler burada eğitilir, Devlet de buradan yönetilirdi.
Fatih Sultan Mehmet, “Yeni Saray” anlamına gelen Saray-ı Cedid adını vermişti bugünkü Topkapı Sarayına. Ancak, daha sonraları Sultan 1.Mahmud tarafından Bizans surları yakınlarına yaptırılan ve önünde bulunan selam topları sebebiyle Topkapusu adındaki bu sahil sarayı bir yangınla tamamen kül olunca Saray-ı Cedid denilen Saray, Topkapı Sarayı adını almıştır.
 
Saray içerisinde Harem, Avlular, Bahçeler, Köşkler, Saray çalışanlarına ve Devlet idaresinde ayrılan bölümlerden oluşmuştur.
İstanbul’u gezerken mutlaka uğramanız gereken yerler listesinde ilk sıralarda yer almasını tavsiye edilir.
 
 
 
 
 
 
 

ÇIRAĞAN SARAYI
Çırağan Sarayı, yapımı 1874 yılında tamamlanan İstanbul’da görülmesi gereken en önemli yapılardan biridir. Günümüze gelene kadar birkaç kez yıkılıp baştan yapılan saray, bu halini Cumhuriyet döneminde kazanmıştır. Çırağan Sarayı Osmanlı tarafından kraliyet ikametgahı olarak çok kısa bir dönem kullanılmıştır. 
Saray, ismini Lale Devri ve eğlencelerinden almaktadır. Abdülaziz bir dönem burada yaşamıştır ve bu sarayda vefat etmiştir. Ayrıca V. Murat bir süre burada gözaltında tutulmuştur. 1910 yılında meydana gelen bir yangında zarar gören Çırağan Sarayı 1990 yılında yenilenerek aynı ismi taşıyan lüks bir otel ve organizasyon merkezine dönüştürülmüştür.
 
 
 
 
 
 
 

DOLMABAHÇE SARAYI
Dünya’nın en güzel manzaralı saraylarının bulunduğu İstanbul’un, denize sıfır konumdaki Dolmabahçe Sarayı bugün hala eski ihtişamı ile boğazdan geçen gemileri selamlamaktadır. Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılan Dolmabahçe Sarayın inşaatı, Haziran 1843 tarihinde başlarken çevre duvarlarının tamamlanması ile birlikte 7 Haziran 1856 tarihinde kullanıma açılmıştır.
Kara tarafındaki bulvarı ve ihtişamlı kapısı, deniz tarafında ise muhteşem manzarası olan Dolmabahçe Sarayı’nın yapımı, ihtişamı ile dillere destan Topkapı Sarayı’nın bile pabucu dama atmıştır dönem itibariyle.
Bundan 400 yıl öncesinde Osmanlı Kaptan-ı Deryasının gemilerini demirlediği, geleneksel denizcilik törenlerinin yapıldığı Boğaziçi’nin bu güzel büyük koyu zamanla bataklık olmuştur. Daha sonra Padişahların eğlendiği bir has bahçeye dönüştürülmek için doldurulup ve sonrasında üzerine inşa edilen konaklar, kasırlar ve saray uzun yıllar Beşiktaş Sahil Sarayı olarak anılmıştır.
Sonraları Dolmabahçe Sarayı adını alacak olan bu eşsiz eser, Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk’ün İstanbul ziyaretlerinde yaşadığı evi olması ve 10 Kasım 1938 tarihinde hayata gözlerini burada yumması nedeniyle de binlerce insanın akın ettiği büyük bir yapı.
1926-1984 yılları arasında protokol ve ziyarete kısmen açık olan Saray, 1984 yılından itibaren “Müze-Saray” olarak ziyarete açılmıştır.
3 Kıtaya Hükmeden Osmanlı İmparatorluğuna ve Türkiye Cumhuriyeti’ne ev sahipliği yapan bu eşsiz eserin görmek Türk Kültürü ve mirası açısından çok güzel bir deneyim olacaktır. 
 
 
 
 
 
 
 

ADALAR 
İstanbul Anadolu yakasındaki Kartal-Bostancı ilçelerinin karşısında yer alan Prens Adalarının en büyüğü olan Büyükada, İstanbul’un ilk fetih edilen yeri olarak tanımlayabileceğimiz yerlerinden olan adalar, İstanbul’un Fethinden yaklaşık 1 ay önce alınmış olup öncelerinde sürgün yeri ve hapishane olarak kullanılmıştır.
Günümüzde ise nostaljik havası, hala kullanılan faytonları ve trafiğin olmaması nedeniyle hafta sonu kaçamaklarının ilk adresleri haline gelmiştir. Adalar, piknik yapmak, bisiklete binmek, nostaljiyi tatmak isteyen yerli yabancı birçok turistin gözdesi haline gelmiştir.
 
 
 
 
 
 
 

BÜYÜKADA
İstanbul Adaları’nın en büyüğü Büyükada’dır. Yüzölçümü 5,4 kilometrekaredir. Maltepe sahiline uzaklığı ise 2300 metredir. Adalar’da, biri güney diğeri kuzeyde olmak üzere iki tepe bulunur. Güneydeki tepe, 203 metre yükseklikteki Yücetepe’dir. Kuzeydeki tepe ise İsa Tepesi bulunmaktadır.
Adanın en yüksek tepesinde Aya Yorgi Kilisesi ve Aya Yorgi Manastırı bulunmaktadır. Buradaki ilk yapı, M.S. 6. Yüzyıl’da inşa edilmiştir. Bu mevkide, birçok kilise ve manastırın kalıntıları da vardır. Bunlardan bazıları günümüze kadar ulaşmış, bazıları yıkıntı olarak kalmıştır. İsa Tepesi'nde ise Hristos kilise ve manastırı ile Rum Yetimhanesi bulunmaktadır. Rum Yetimhanesinin binası dünyanın en büyük ahşap mono blok yapılarındandır.
 
Kumsal semtindeki Ayios Dimitrios kilisesi de Büyükada'nın önemli dini yapılarındandır. Adadaki Ortodoks cemaat, büyük ayinlerini burada yapar.
 
Büyükada'da bulunan 4 camiden mimari bakımdan en dikkat çekeni 2. Abdülhamid tarafından yaptırılan Hamidiye Camii'dir. Mimari açıdan Batı etkisinde inşa edilmiş bulunan mekan, Ada Cami Sokağı'nda bulunmaktadır.
Denize girmek isteyenler için dört plajı mevcuttur; Yörükali Plajı, Prenses Plajı, Nakibey Plajı, Kumsal Plajı 
Tarihi ve doğal güzellikleriyle yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktalarından biridir. Motorlu taşıtların yasak olduğu (resmi araçlar hariç) adada ulaşım bisiklet ve faytonlarla sağlanır.
 
 
 
 
 
 
 

HEYBELİADA
Heybeliada, İstanbul’un Büyükada’dan sonra en büyük adasıdır. Heybeliada, İstanbul Prens Adalarının en yeşil adasıdır. Adaya Heybeliada denilmesinin sebebi, uzaktan bakıldığında adanın yere bırakılmış bir heybeye benzemesidir.
İstanbul'un en çok rağbet gören sayfiye yerlerinden biridir. Sadece doğasıyla, temiz havası ve güzellikleriyle değil, Bahriyesi, Sanatoryumu, Ruhban(Papaz) Okulu gibi kurumlarıyla da ünlüdür. Diğer adalara olduğu gibi Heybeliada’ya da vapur seferleri 19. Yüzyıl ortalarında yapılmaya başlanmıştır. Zengin Rumların yaşadığı adada, Bahriye’nin de bulunması nedeniyle önemli miktarda Türk nüfus da yaşamıştır.
Adanın eni 2700 metre, boyu 1200 metredir. İstanbul adalarının orta yerinde bulunmaktadır. En yükseği 140 metreye yaklaşan dört tepesi vardır. İskeleden inilince solda Deniz Lisesi ve ona bağlı binalar uzanır. Bunların arasından geçilerek arkada, Çam Limanı tarafında, şu an faaliyeti olmayan Sanatoryuma gidilir. Şimdi Deniz Kuvvetleri’nin elinde bulunan arazide tarihten kalan iki ilginç eser vardır; birincisi Türkler’in fethinden önce yapılmış son ve Adalar’daki tek Bizans Kilisesi, Kamariotissa’dır. İkinci ilginç kalıntı bir mezar taşıdır. Bu Kraliçe I. Elizabeth’in elçisi Edward Barton’ın mezar taşı. Üzerinde –imla yanlışları da olan- Latince bir kitabe ve Barton’ın aile arması var. 
Heybeli yaz-kış nüfusunun en kalabalık, gidiş-gelişin en yoğun olduğu ikinci adadır.
BURGAZADASI
Burgazadası, İstanbul Adaları’nın büyüklük olarak üçüncüsüdür. Ada yuvarlak bir biçimdedir ve eni boyu yaklaşık 2 kilometredir. Ada üzerindeki tek tepe Bayrak Tepesi’dir. Burgazadası, iklimi, sahili, çamları, restore edilmiş zarif köşkleri ile İstanbul’un en sevilen mevkilerinden biridir. 
Adanın yalı ve köşkleri, güzellikleri ve zarafetleri ile tanınmıştır. Buradan Heybeliada’ya doğru uzanan bir burun ve burnu ucunda bir fener vardır. Plajın güneyinde Mezarlık Burnu yer almaktadır. Burgaz Adası; ağaçlarla kaplı olan Heybeliada ve Kaşık Adası'na baktığı için manzara açısından avantajlıdır. Ada; çam ormanları, sahilleri ve zarif ahşap köşkleriyle de İstanbul'un sevilen bir köşesidir. 
Güzel ahşap köşklerın en çok saklandığı yerler sahil ve tepenin Kaşıkadası ile Heybeliada'ya bakan eteğindeki sokaklardır. Adanın eski plajına, iskelede vapurdan inildikten sonra sola dönülüp sahil takip edilerek ulaşılır. Bura doğu yönünde ucunda fener bulunan bir bir burun vardır. Günbatımıyla manzarasıyla meşhur olan Kalpazankaya mevkii adanın batı yönündedir. Kalpazankaya’nın güneyinde Marta Koyu, Kuzeybatı tarafında Aya Yorgi Manastırı bulunmaktadır.
Adada sağlam durumda üç Rum Ortodoks kilisesi vardır: Ayios İoannis, Aya Yorgi ve Hristos Manastırı'nın kilisesi. Adanın doğusunda, eskiden Avusturya Lisesi'nin yazlığı olan "Marabetler Yeri"nde Katoliklere ait Sankt Georg Kilisesi bulunmaktadır.
 
 
 
 
 
 
 
 

KINALIADA
Kınalıada, Prens Adaları diye bilinen ada topluluğu içinde İstanbul’a en yakın adadır. Belki de bu yüzden, Bizans döneminde ada sürgünlerinin çoğu buraya getirilmiştir. Bu sürgünlerin en önemlisi Romen Diyojen’dir. Eski adı Proti'dir. Çınar Tepesi, Teşvikiye Tepesi ve Manastır Tepesi olmak üzere üç tepesi vardır. Kınalıada'da çok kayalık olması nedeniyle ağaçlık bulunmamaktadır. Bizans döneminde, surların yapımı için buradaki kayalıklardan taş getirildiği bilinmektedir. Tarihi dokusu da çok fakirdir. Adalar’daki tek Ermeni Kilisesi Surp Krikor Lusavoriç'tir. Manastır Tepesi diye bilinen yerde de Rum Ortodoks Hıristos Manastırı vardır. 

SEDEFADASI
Adalar'ın yerleşime açık olan en küçük adasıdır. 1300X1100 metre büyüklüğündedir. Üzerindeki bitki örtüsü uzaktan bakıldığında sedefe benzetildiği için Sedefadası adı verilmiştir. Eskiden tavşanı bol olduğu için Tavşanadası adı da kullanılmıştır. 
Adada iki plaj vardır. Sedefadası da, diğer İstanbul adaları gibi Bizans döneminde sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Adanın en önemli sürgünlerinden biri, miladi 857 yılında adaya gönderilen Patrik Ignatios'tur. Ignatios, 10 yıl adada çeşitli işkencelere maruz kalarak yaşadıktan sonra, 867 yılında yeniden patrik seçilmiştir.
 
 
 
 
 
 
 
 

YASSIADA
Yassıada, (Yunanca: Plati). Marmara Denizi'nde İstanbul'a yakın küçük bir ada. Eni 185, boyu 740 metre. Biri sivri, diğeri yassı görünümlü olan iki Hayırsızada'dan yassı olanıdır. Arazisi düzdür, ancak sahilleri genellikle denize dik olarak iner. Burgaz Adası'na 3 mil, Sivriada'ya 1.7 km ve Kadıköy'e 13 km uzaklıktadır.
Kuzey tarafında küçük bir limanı vardır. Yassıada, 1947 yılında Deniz Kuvvetleri tarafından satın alınmış burada modern bir deniz eğitim tesisi kurulmuştur.

SİVRİADA
İstanbul adalarının en küçüklerinden biridir. Sivriada ile Yassıada, İstanbullular tarafından "Hayırsızada" olarak da adlandırılırlar. Meskun değildir. Denizin içinden itibaren yükselen bir tepenin denizin üzerindeki uzantısıdır. Denizden yüksekliği 90 metredir. Adanın güneyinde küçük bir limanı, bir de tatlı su kuyusu vardır. Bizans döneminde sürgün adası olarak kullanıldığı bilinmektedir. Antik çağlarda, inzivaya çekilmek isteyen keşişlerin de rağbet ettiği bir yer olarak tanınmaktadır. Adada, 10. yüzyıldan beri bir manastır vardır. Bugün sadece bazı kalıntıları kalabilmiştir.
 
 
 
 
 
 
 

AYA YORGİ KİLİSESİ
Aya Yorgi Manastırı, Patrikhane kayıtlarına göre  1751 inşa edilmiştir.  Büyükada’nın en yüksek tepelerinden birine kurulan Aya yorgi, bu tarihte inşa edilmiş olan küçük kilise, şapel ve dua yeri eski kilise olarak bilinir ve iki katlı, kiremit örtülü küçük bir binadır. 
Tepede çan kulesinin arkasındaki kesme taştan yapılmış olan kilise ise yeni Aya Yorgi Kilisesi’dir ve 1905 yılında inşa edilmiş olup, 1909 yılında ibadete açılmıştır.
Büyükada’da yer alan Aya Yorgi Kilisesi, Hıristiyanların 2 hac noktalarından biridir. Bu nedenle her yıl 23 Nisan ve 24 Eylül tarihlerinde Hristiyan dinine mensup kişiler Büyükada’ya akın etmektedir.
Bu tarihlerde  Aya Yorgi Kilisesi’ne gelenler gönüllerince dilek diledikten sonra, kiliseden bir adet çan veya anahtar alır. Dilekleri gerçekleşen kişilerin kiliseye geri gelip aldıkları objeyi iade etmesi gerekir.
Bir diğer inanışa göre de Aya Yorgi kilisesine çıkan yol, çalılara bağlanmış ipler, üst üste konmuş taşlar ve tırmanırken yolda açılmış makara makara iplerle doludur. Yaygın inanışa göre bu yolu hiç konuşmadan çıkan ve yoldaki çalılara ip bağlayan kişinin dileği gerçekleşir ve işleri çözülür, yolu bir makara ipi aça aça çıkan kişinin ise kısmeti açılır.
 
 
 
 
 
 
 
 

SELİMİYE KIŞLASI
İstanbul Anadolu yakasından İstanbul’un Tarihi Yarımadasına tüm heybetiyle gövde gösterisi yapan Selimiye Kışlası’nın yerinde önceleri Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı bir saray vardı. Sarayın yerine 3. Selim tarafından kurulan düzenli ordu Nizam-ı Cedid askerleri için 1794-1799 yıllarında yaptırılan ahşap kışla ile başlar Selimiye Kışlasının geçmişi.
 
1807 yılındaki Yeniçeri ayaklanmasıyla yıkılan ahşap kışla günümüze ulaşamazken, Sultan II. Mahmut 1827-1829 yılları arasında kışlanın yerine dönemin ünlü mimar ailesi Baylanlardan Mimar Krikor Balyan’a Kagir (taştan) bir kışla yaptırmıştır. Sultan Abdülmecid döneminde yapılan düzenlemeler ve dört köşesine eklenen yedişer katlı kulelerden sonra Selimiye Kışlası bugünkü halini almıştır. 
1854 Kırım savaşında İngiliz askerlere tahsis edilen kışlada, Modern Hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale İngiliz askerlerin tedavisi ile ilgilenmiştir. Florence Nightingale ve arkadaşlarının kaldığı oda  bugün Florence Nightingale Müzesi olarak deniz tarafındaki kuzeybatı kulede bulunmaktadır.
1959 ve 1963 yılları arasında Selimiye Askeri Ortaokulu olarak kullanılan kışla, bugün Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı 1. Ordu Karargahı olarak kullanılmaktadır.
 
 
 
 
 
 
 

YEDİKULE (HİSARI) ZİNDANLARI
Bizans’a gelen önemli misafirlerin ihtişamlı bir şekilde karşılanması ve konuk edilmesi için yaptırılan Yedi Kule Zindanlarına ilk kuleler, 2. Teodosios’un oğlu tarafından dört kule, gözlem kulesi amacıyla yaptırılmıştır.
İstanbul’un fethinden sonra çağı değiştiren Fatih Sultan Mehmet, yedi kule zindanlarını da değiştirip 3 kule daha eklettiği ve kulelerini surlarla birleştirirken bugünkü adına sebep olan 7 kule tamamlanmış oldu. Bu kulelerin de isimleri vardı.
Yedi Kule Zindanları; Genç Osman, Cephanelik, 3.Ahmet, Hazine, Zindan, Top ve Bayrak kulesi olmak üzere adlandırılırken, bazı kaynaklarda Güney Pylon Kulesi, Kuzey Pylon Kulesi, Kitabeler Kulesi olarak üç farklı kule ismine de rastlanmaktadır.
İstanbul’un en eski açık hava müzelerinden biri olan Yedikule Zindanları diğer bir deyişle Yedikule Hisarı günümüzde kültürel etkinliklerin, konserlerin ve çeşitli organizasyonların düzenlendiği tarihi bir mekan halini almıştır. Böyle bir mimarinin içerisinde düzenlenmiş organizasyona katılmak yerli yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. 
 
 
 
 
 
 
 

MİNİATÜRK
Miniatürk bir çok eserin maketlerinin sergilendiği bir mekandır. Galata Kulesi, Kız Kulesi, Uludağ, Boğaziçi Köprüsü, Nemrut Dağı Kalıntıları, Mostar Köprüsü, Artemis Tapınağı, Atatürk Olimpiyat Stadyumu, Aspendos, Aya İrini, Topkapı Sarayı gibi birçok yapı, doğa güzellikleri, tarihi eserlerin 59’u İstanbul, 51’i Anadolu’nun çeşitli yörelerinden ve 12’si Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bulunmuş ancak bugün Türkiye sınırları dışında kalan yerlerden seçilmiştir. 2003’ten beri turistlerin İstanbul’a adım attıkları andan itibaren ilk gidecekleri ve mutlaka görülmesi gereken mekanlar arasında yer alır
Miniatürk, çok düşük bir ücretle gezebileceğiniz bir açık hava müzesi. İçerisinde restoran ve hediyelik eşyaların da satıldığı bir bölüm mevcut.
Miniatürk girişinde size verilen biletteki barkodları eserlerin önündeki sesli makineye okuttuğunuzda size yapının özellikleri ve tarihi hakkında size bilgi veriyor.
Miniatürk içerisinde bulunan “Kristal İstanbul” müzesi ise Dünya’nın ilk Kristal Müzesi özelliğini taşıyor ve kristaller içerisinde Galata Kulesi, İzmir Saat Kulesi, Ayasofya gibi 16 nadide eserin özel bir teknik ile kristal gibi cama işlenmesi ile oluşturuluyor.

YILDIZ SARAYI
Beşiktaş Yıldız Tepesi’nde yer alan Yıldız Sarayı,  Türk Osmanlı Saray mimarisinin en son örneğini teşkil eden eşsiz yapılarındandır.
Kanuni Sultan Süleyman Döneminden beri padişahlar tarafından av sahası olarak kullanılmakta olan, bugün Sarayın bulunduğu “Hazine-i Hassa”ya kayıtlı bu arazi  üzerine ilk kasrı yaptıran Sultan 1. Ahmet’tir. (1603-1617) 4. Murat da (1617-1640) avlanmaya geldiği zaman bu kasırda istirahat ediyordu.
Saray avlusunun solunda Büyük Mabeyn, köşesinde porselen ve mutfak eşyalarının sergilendiği Şehir Müzesi, cephanelik olarak kullanılan Silahhane görülebilir. Saray kompleksi içerisinde yer alan Yıldız Sarayı Müzesi’nde saraydaki eşya ve sanat ürünlerinden oluşan bir koleksiyon mevcuttur.
Yıldız Sarayı, sadece padişah ikametleri ve devlet idaresi için kullanılan alandan ibaret değildir. Yıldız Sarayı, karmaşık bir tasarıma sahip olup yönetim yapıları Büyük Mabeyn, Şale Köşkü, Malta Köşkü, Çadır Köşkü, Yıldız Tiyatro ve Opera Evi, Yıldız Saray Müzesi ve İmparatorluk Porselen Üretim evini, hamam, mescit, kitaplık, eczane, hayvanat bahçesi, tiyatro, müze, tamirhane, marangozhane, demirhane, kilithane gibi çeşitli binaları da kapsamaktadır. 
Yıldız sarayı Bahçesi ayrıca İstanbul’da herkesçe tanınan bir dinlenme yeridir. Yıldız Sarayı ile Çırağan Sarayı’nı bir köprü Boğaz üzerinden bu bahçeye bağlamaktadır.
 
 
 
 
 
 
 

ATATÜRK ARBORETUMU
İstanbul Bahçeköy’de yer alan Belgrad Ormanı yanında yer alan İstanbul Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla uzun emekler ile oluşturduğu mükemmel bir doğa müzesidir. Canlı çeşitliliğinin doğasına uygun olarak yetiştirildiği ve geliştirildiği arboretum, özellikle İstanbul’da sonbaharın tadını çıkartmak için birebirdir.
Atatürk Arboretumu, Sarıyer ilçesinde bulunan floristik zenginliğiyle birçok yerli ve yabancı botanikçinin ilgisini çekmiş bulunan ünlü Belgrad Ormanı’nın güneydoğusunda 296 hektarlık bir orman parçası üzerinde kurulmuştur. Sınırları içinde Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılan Kirazlıbent ile 1916 yılında Neşet Hoca tarafından kurulan Türkiye’nin ilk fidanlığını barındıran Atatürk Arboretumu yeryüzündeki diğer arboretum ve botanik bahçeleriyle tohum ve fidan temini konusunda işbirliği içerisindedir.

BÜYÜK POSTANE
Yapımına 1905 yılında Posta ve Telgraf Nezareti binası olarak başlanan Büyük Postane, Mimar Vedat Tek’in ilk eseri olup Türkiye’nin En Büyük Postanesidir.
1909 yılında yapımı tamamlanan Postane’ye 1930’lu yıllarda Yeni Postane olurken sonraları adı değiştirilerek Büyük Postane olarak günümüze kadar gelmiştir.  Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın ilk örneklerinden olup, Cephe yontma taş ve mermerdir. Tuğlalarını Vedat Tek’in özel olarak tasarladığı sanılan Büyük Postane Ana girişi çok büyük bir salona açılır. Çatıya dek yükselen tavan, turuncu ve mavi renk ağırlıklı camlarla kaplıdır. 16. yy Osmanlı üslubunu benimseyen bir süsleme yapısı bulunan Büyük Postane’nin bir maketi de bugün Miniatürk açık hava müzesinde yer almaktadır.
Sirkeci’de Cadde üzerinde yer alan Büyük Postane, Eminönü Yeni Cami (Valide Sultan Cami) ve Mısır Çarşısına çok yakın bir konumda olan Büyük Postane’nin giriş kapısında eski yazı ile “Posta  Telgraf Nezareti” yazılıdır.

 

 

 

 


KIZ KULESİ
Kız Kulesi, hakkında çeşitli rivayetler anlatılan, efsanelere konu olan, İstanbul Boğazı’nın Marmara Denizi’ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş yapıdır.
Mavi Gözlü Kız olarak isminden sıkça bahsedilen İstanbul’un mavi gözleri boğazın serin suları ise bu gözün bebeği de Kız Kulesi’dir.
M.Ö. 410 yılına kadar uzanan hikayesinde Kız Kulesi Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu, Bizans ve Roma dönemlerini geçirmiş buna rağmen düşe kalka da olsa günümüze sapasağlam gelmeyi başarmıştır.
Kız Kulesi her dönem kullanımı açısından farklılıklar göstermiş zaman zaman gözetleme kulesi, bazen bir kontrol noktası, son dönemlerinde ise kutlama yeri ve Restoran olarak döneminin insanlarına hizmet vermiştir.
Geçirdiği son restorasyon sonrasında 2000 yılından bu güne kapılarını açan Kız Kulesi artık Mavi Gözlü Kız İstanbul’un Göz Bebeği olarak, Restoran ve Cafe olarak yerli yabancı ziyaretçilerine hizmet veriyor.
 

Diğer Şehir Rehberleri

Destinasyonlar

Diğer Türkiye Kalkışlı Uçuşlar

X
İstanbul Uçak Bİleti Ara
Ucakbileti.com, Akdeniz Pe-tour Turizm Tic. A.S. adına Türsab A1679 belge mumarası ile kayıtlı, A sınıfı belgeye sahip seyahat acentesidir.
Ucakbileti.com işlemleri Akdeniz Petour Turizm Seyehat Tic. A.S 8822861 IATA Kodu ile yapılmaktadır.

Sizi fırsatlar için bilgilendirelim!

KAYIT OL
X
Yeni Üyelik
Kayıt
Zaten Üyeyim
Şifremi Unuttum
Email Gönder